Haberci Gazetesi

Ruanda’da soykırımın üzerinden 30 yıl geçse de mağdurlar travmalarını atlatamıyor

Ruanda’da soykırımın üzerinden 30 yıl geçse de mağdurlar travmalarını atlatamıyor
13
06 Nisan 2024 - 18:20

RUANDA’DA 30 yıl önce Tutsilere karşı başlatılan soykırımda yaklaşık 10 bin kişinin öldürüldüğü kiliseden sağ kurtulan Omar Ndizeye, “Askerler gidince babamı gördüm. Babam ölü bedenlerin üstünde yatıyordu. Şok olmuştum ancak kilisedeki en sarsıcı kısım babamı o halde görmek değil, küçük kardeşimi görememekti. Cesedini görmediğim için soykırımdan sonra onun hayatta olabileceğini düşünüyordum ama artık öldürüldüğünden şüphe etmiyorum.” dedi.Soykırım başladığında 10 yaşında olan ve sığındıkları kilisede babası, erkek kardeşi ve çok sayıda akrabasını kaybeden yazar Omar Ndizeye, 7 Nisan Ruanda Soykırımı Kurbanlarını Anma Günü dolayısıyla konuştu.

”O ZAMANLAR TUTSİLERE HAMAM BÖCEĞİ DENİYORDU”

Ndizeye, 1984’te Ruanda’nın Bugesera bölgesinde 3 çocuklu bir ailenin en büyük oğlu olarak dünyaya geldiğini belirterek, şunları anlattı:”Sürgün geçmişi nedeniyle Bugesera’daki nüfusun çoğu Tutsi’ydi ve komşuların çoğu akrabalarımdı. Bu yüzden geniş aile sevgisiyle büyüdüm. Babam İslam’ı seçmişti ama ailesinin çoğu hatta tüm ailesi Katolik Hristiyan’dı. Babamın bazı akrabaları ve komşuları beni kiliseye götürürdü. Babam da beni cuma günleri camiye götürürdü. Böyle bir çeşitlilik vardı. Tabii ki zengin bir aile değildik ama mutluyduk. Bu geniş ailenin ve sunabildikleri her şeyin tadını çıkarıyordum.”Biraz büyüdüğünde Radio Television Libre des Mille Collines (RTLM) radyosu aracılığıyla Tutsilere karşı yapılan kışkırtıcı yayınlarla tanıştığını kaydeden Ndizeye, “O zamanlar Tutsilere hamam böceği deniyordu. Ne zaman Tutsiler hakkında konuşsalar, nasıl insan olmadıklarından, kuyrukları ve uzun kulakları olduğundan, insanları yiyebildiklerinden bahsediyorlardı. Şöyle bir şarkı hatırlıyorum, ‘Hadi onları yok edelim! Hadi onları yok edelim!’ Her gün propaganda yapılıyordu.” diye konuştu.

”KİMSE KİLİSENİN SALDIRIYA UĞRAYACAĞINI TAHMİN EDEMEMİŞTİ”

Ndizeye, Tutsilerin Bugesera’ya, Ruanda’nın 1962’deki bağımsızlığından önce göç ettirildiğini anımsatarak, o dönem saldırılara alışık olan Tutsi halkının 7 Nisan 1994’te başlayan soykırımın bu kadar uzun ve şiddetli olacağını tahmin etmediğini dile getirdi. Ndizeye, şu ifadeleri kullandı:”Soykırım başladığında hiç kimse neler olup bittiğini anlamamıştı. O zamanlar insanlar kiliseleri kutsal yerler olarak görüyordu. Ne zaman olaylar patlak verse, ne zaman katliam yaşansa, kiliseye sığınır ve orada güvende olurduk. 7 Nisan 1994’te soykırım başladığında, yaşlı Tutsilerin çoğu durumun aynı olduğunu düşündü. Babamın beni ve küçük kardeşimi Nyamata Katolik Kilisesi’ne götürdüğünü hatırlıyorum.”
Kısa sürede kilisenin dolup taştığını anlatan Ndizeye, şöyle devam etti:”Soykırım 7 Nisan’da başlamıştı, biz oraya 11 Nisan’da ulaştık. Elbette yiyecek sorunumuz vardı. Çok kalabalıktık, insanlar neredeyse her gün inekleriyle geliyordu. Oradaki konuşmalardan, insanların bir süre sonra evlerine geri dönecekleri konusunda umutlu oldukları anlaşılıyordu. Hiç kimse, 1994 yılının 15 ve 16 Nisan’ında Nyamata Katolik Kilisesi’nin askerler ve milisler tarafından saldırıya uğrayacağını tahmin edememişti. Birkaç gün sonra bununla yüzleşecektik.”

”AVRUPALI RAHİP VE RAHİBELER TANKLARLA GÖTÜRÜLDÜ”

Ndizeye, o dönem kiliselerdeki Katolik rahip ve rahibelerin çoğunun Avrupalı olduğuna dikkati çekerek, “Tankların çok sayıda beyaz asker, ağır teçhizat ve askeri malzemelerle geldiği o günü hatırlıyorum. İnsanlar, ‘İşte bizi korumaya geliyorlar.’ diye seviniyordu, alkışlamaya başladılar ama tabii ki bu umut geçiciydi çünkü 2 ya da 3 saat gibi kısa sürede tüm o rahip ve rahibeler askeri tanklarla gitmişti.” şeklinde konuştu.Hutu askerlerin, 15 Nisan 1994’te Nyamata’ya komşu Gako adlı bir askeri kışladan silah desteği alarak kiliseye saldırdığını kaydeden Ndizeye, şunları söyledi:”Neredeyse her şeyi görebiliyordum çünkü kilisedeki sıraların ve tabii ki insanların bacaklarının arasında oturuyordum. Çok sayıda erkek, milislerin kiliseye girmesine direniyordu. Ardından askerler, bu direnişi etkisiz hale getirmek için kilisenin içine el bombası üstüne el bombası atmaya başladı. Askerler kilisenin içine bomba atmak için pencereleri değil, küçük delikleri kullanıyordu. Bugün Nyamata’yı ziyaret edenler çatıdaki kan izlerini görecektir.”Ndizeye, kilisedeki şiddetin içeriye atılan göz yaşartıcı gazla tırmandığına işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:”İnsanlar kilisenin içinde sıkışmış olmasına rağmen kimseyi göremiyordum. Oksijen çok azdı. Üç ya da beş dakikalık süre içinde hiç oksijen kalmadı. Çok acı vericiydi. Babamı ilk kez o zaman dehşet içinde gördüm. Her çocuk anne ve babasını bir kahraman olarak görür. Babamın dehşete düştüğünü gördüğümde, o an dedim ki, muhtemelen bu son. Bu onunla dünyada son kez bulunuşumuz. O sırada ruhumla konuşmaya başladım. Kendime ağlama dediğimi hatırlıyorum. Sana ulaştıkları zaman öldürecekler. Sakın ağlama.”

”NEREDEYSE 2 SAAT BOYUNCA ÖLDÜRDÜLER”

Saatlerce süren saldırılardan sonra askerlerin kiliseyi terk ettiğini aktaran Ndizeye, “Askerler kiliseden ayrıldı, ardından ellerinde çoğunlukla palalar ve tahta sopalar olan milisler geldi. İnsanları dövmeye ve kesmeye başladılar. Neredeyse 2 saat boyunca öldürdüler. Kimi ‘Şükürler olsun’ kimi ‘İsa! İsa!’ diye bağırıyordu. O seslerden bazılarının kesildiğini hatırlıyorum. Son sesin de susması o kilisede hissettiğim son şeydi.” ifadesini kullandı.Ndizeye, saldırılar durduğunda saklandığı yerden çıkıp erkek kardeşi ve babasını aradığını belirterek, “Babamı gördüm. Babam ölü bedenlerin üstünde yatıyordu. Omurgası neredeyse ikiye ayrılmıştı. Şok olmuştum. Söyleyecek bir şeyim yoktu ancak kilisedeki en sarsıcı kısım, babamı o halde görmek değil, küçük kardeşimi görememekti.” dedi.Erkek kardeşinin cansız bedenine hiçbir yerde ulaşamadığını dile getiren Ndizeye, şunları aktardı:”Küçük kardeşimi aramaya devam ettim. Belki de kiliseden ayrılmıştı, belki hala yaşıyordu. Soykırımdan sonra onun yokluğunun acısını çektim. Küçük çocuklar Kanada’ya, diğerleri ise İtalya’ya götürülmüştü. Bazıları tamamen ailelerinin izini kaybetti. Benim için en sarsıcı kısım buydu. Cesedini görmediğim için soykırımdan sonra onun hayatta olabileceğini düşünüyordum ama artık öldürüldüğünden şüphe etmiyorum.”Ndizeye, o gün kilisede yaklaşık 10 bin Tutsi’nin öldürüldüğü bilgisini paylaşarak, katliamdan sonra yaklaşık bir ay ormanda saklanmaya devam ettiğini anlattı.

RUANDA’DA ”TUTSİ SOYKIRIMI”

Bugün Ruanda nüfusunun yaklaşık yüzde 12’sinin, hayatta kalanlarınsa yüzde 35’inin depresyonla mücadele ettiğine vurgu yapan Nzdizeye, “Bu, nüfusun çok büyük bir yüzdesi demek. Bu da soykırımın Ruanda’daki yaşamları etkilemeye devam ettiği anlamına geliyor.” görüşünü paylaştı.Ndizeye, 2020’de taşındığı ABD başta olmak üzerek çok sayıda ülkede soykırımı anma konuşmaları yaptığını anlatarak, sözlerini “İnsanlar buna Ruanda soykırımı diyor ancak ben resmi terimi tercih ediyorum ki o da ‘1994 Tutsi soykırımı’ bu kez 1994’te Tutsilere karşı yapılan soykırımı doğru terimi kullanarak anacağız. Bu, kurbanlar için adalet sağlamaktır.” şeklinde tamamladı.

100 GÜN SÜREN SOYKIRIM

Ruanda’da 7 Nisan 1994’te Hutular, dönemin Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana’nın uçağının düşmesinden sorumlu tuttukları Tutsilere karşı soykırım başlatmış, ülkede 100 gün süren katliamda, 800 binden fazla ılımlı Hutu ve Tutsi hayatını kaybetmişti.Tarihin en büyüklerinden biri kabul edilen soykırım nedeniyle her yıl Birleşmiş Milletler tarafından 7 Nisan’da Ruanda Soykırımı Kurbanlarını Anma Günü düzenleniyor.

 

Webdesign Ultra Netzwerk